Körlükle ilgili bir kitap HOMEROS'TAN ÂŞIK VEYSEL'E TARİHTE VE TOPLUM YAŞAMINDA KÖRLER
Radikal Gazetesi
06/01/2006 AZAD ŞAHİN
KÖR BİR BİREY OLABİLMEK
Körlük kavramı insanlık tarihinin ilkel dönemlerinden itibaren var. Görmek ve görme gücü ışıkla denk tutuluyor ve ışık, ister gün ışığı, isterse ateşten kaynaklı olsun, güvenlik ve korunma anlamına geliyordu. Hâlâ da öyle. Körlük ise, karanlıkla denk tutuluyor ve karanlık tehlike ve güvende olmama anlamına geliyordu. Kör olan kişi verimli bir şekilde avlanamıyor, silah kullanamıyor ve hayattan geride kalıyordu. Yaşadığımız dönemde ise, toplum ve sosyal değerler değişti. Avcılık ve toplayıcılık artık çok geride kaldı. Mağara ve ormanın ilkel koşulları geride kaldı artık ama, körlüğe ilişkin ilkel tutumlarda çok da fazla bir değişiklik olmadı. Körlerin karanlık bir dünya içinde yaşadığına inanılmaya devam edildi. Ve bu karanlık, kötülük, aptallık, uğursuzluk, günah vb. kavramları çağrıştırmaya devam etti. Kutsal kitaplarda bile bu karşıtlık sunuldu. Örneğin Kur'an'da denir ki: "Kör ile gören, karanlıklarla aydınlık bir değildir." Aydınlık nur ile eşdeğer görüldü. Peki karanlık ve körlük? Kitapta Milli Eğitim Bakanlığının körlük ve az görme ile ilgili görüşüne de yer verilmiş. M.E.B 1.Özel Eğitim Konseyi görme özürlüler ön raporuna göre kör, bütün düzeltmelere rağmen iki gözle görmesi 1/10 dan aşağı olan, eğitim öğretim çalışmalarında görme gücünden yararlanmasına imkân olmayan; az gören, bütün düzenlemelere rağmen iki gözle görmesi 1/10 ile 3/10 arasında olan ve özel bir takım araç ve yöntem kullanmadan eğitim, öğretim çalışmalarında görme gücünden yararlanması mümkün olmayan, şeklinde ele alınmıştır.
Bir birey kör ise iki büyük sorunla karşı karşıyadır: Birincisi, toplum içinde normal ve üretken bir birey olarak var olmasını sağlayacak beceri ve teknikleri öğrenmek zorundadır. İkincisi ise, körlükle ilgili yaygın tutum ve yanlış yargıların bilincinde olup, kökleri tarihin derinlerine dayanan, sosyal davranış ve düşünceyi her açıdan şekillendiren bu tutum ve yanlış yargılarla mücadele etmek zorundadır. Bu yanlış yaklaşımlar gündelik hayat içinde kendine özgü sorunlar çıkarmakla kalmayıp, körlerin günlük yaşamlarında karşılaştığı görme yokluğundan kaynaklanan birçok sorunu da daha da ağırlaştırmakta, içinden çıkılmaz hâle getirmektedir. Bu yaklaşımlar körlerle ilgili söylenen sözlerin literatürünü de oluşturur. Örnek: "Körle yatan şaşı kalkar.",
"Onun bu kadar kör olduğunu bilmezdim.", "kör vicdan". Bir başka deyişle, körlüğün asıl sorunu körlüğün kendisi, teknik, beceri ya da yeterliliğin kazanılması değildir. Asıl sorun, anlayış eksikliği ve mevcut yanlış yargılardır. Kör sözcüğünün aşağı seviyede olmak ve acizlik gibi anlamlar taşıyor oluşu da kuşkusuz rastlantı değildir. Toplumun onları ötekileştirmesidir.
Kitapta, körlerin toplumla sağlıksız şekilde yürüyen ilişkileri bütün yönleriyle sosyal psikolojinin en verimli çalışma alanlarından birisi olan tutumlar çerçevesinde ele alınmakta, körlerin toplumsal ilişkileri temel olarak 'bilgelik-çaresizlik' ikilemi içinde sunulmaktadır. Ayrıca kitapta gözleri görmemesinin engel olmadığı birçok yazarın, bilim adamının, müzisyenin de şaşırtan hikâyeleri var. Demokritos, Dühring, Ostrovski, Rodrigo, Borges, Ray Charles... Körler tarafından birçok alanda gerçekleştirilen başarılar olmasına ve bu başarıların toplumun önemli kesimince olumlanmasına karşın, önlerinde aşılması bir hayli güç, cehalet ve gericilikten örülmüş kale duvarları bulunmaktadır. Örneğin, hâlâ, körlerin tanrı vergisi bir müzikal yeteneğe sahip olduklarının toplumun geniş kesimlerince düşünülmesi.
Bu tarihsel incelemeyi yapan Mehmet Emin Demirci dokuz yaşında gözlerini kaybetmiş. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu. Şimdi ise yurtdışında doktora çalışması yapmaktadır. Elimizdeki kitap körlüğe dışardan değil içerden bir bakış...
HOMEROS'TAN ÂŞIK VEYSEL'E TARİHTE VE TOPLUM YAŞAMINDA KÖRLER
Mehmet Emin Demirci, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, 2005, 16YTL.
(0216 418 04 24)